İnsan neden bazen olduğu kişi olmaktan çekinir?

Belki de cevap, insanın en temel ihtiyaçlarından birinde saklıdır: Güvende hissetmek. Hepimiz anlaşılmak, kabul görmek ve olduğumuz hâlimizle var olabilmek isteriz. Fakat kişi kendisini ifade etmeye çalıştıkça yargılanıyor, küçümseniyor ya da görülmediğini hissediyorsa zamanla kendisini korumaya başlar.

Bu koruma bazen öfke olarak ortaya çıkar, bazen de sessizlik olarak. Kimisi hırçınlaşır, kimisi ise içine kapanır. İlginç olan şudur ki, hırçın olan kişiden sürekli şikâyet edilirken, içine kapanan kişiden sürekli kendisini ifade etmesi beklenir. Fakat çoğu zaman bu beklenti bile yeni bir baskıya dönüşür. Oysa zaten anlaşılmadığını hisseden bir insana sürekli "Kendini anlatmalısın." demek ne kadar iyileştiricidir? Belki de önce bunu sormak gerekir.

Çünkü insan, kendisi olmaya çalışırken bile görünmez duvarlara çarpabilir. Bir süre sonra hevesi kırılır, kendisini bastırmaya başlar ve farkında olmadan kendi benliğinden uzaklaşabilir. Bu nedenle insanlar hakkında yorum yapmadan önce belki de öğrenmemiz gereken ilk şey nezakettir. Çünkü özgürlük, başka bir insanı incitme hakkı değildir. Benim özgürlüğüm; başka bir insanın onurunu, sınırlarını ve varlığını yok saymaya başladığı anda anlamını kaybetmeye başlar.

Elbette insan hata yapabilir. Asıl mesele, hata yaptığında bunu fark edebilmekte yatar. Özür dileyebilmekte, gönül alabilmekte ve davranışlarının sorumluluğunu üstlenebilmekte... Aksi hâlde bazen özgürlük sandığımız şey, yalnızca kendi bastırılmış yaralarımızın ve yetersizlik duygularımızın başkalarına yansıması olabilir.

Her Yere Ait Hissetmek Zorunda Değiliz

İnsan, hayatı boyunca bir yere ait olmaya çalışır. Fakat bazen ait hissedememek bir eksiklik değil, bir farkındalık olabilir. Özellikle; kötülüğün normalleştiği, insanların birbirine zarar verdiği, hakaretin iletişim biçimine dönüştüğü, vicdanın giderek silikleştiği ortamlara ait hissedememek, insanın kendisini koruma biçimi olabilir.

Çünkü insan her yere ait olmak zorunda değildir. Çoğu zaman insan, kendi değerlerine yakın hissettiği yerlere ait hisseder. Bu yüzden bir yerde sürekli yabancı gibi hissediyorsak bazen kendimize şu soruyu sormamız gerekir: "Ben gerçekten yanlış yerde olabilir miyim?" Ve belki de bütün enerjimizi şikâyet etmeye harcamak yerine şu soruya yönelmek daha dönüştürücü olabilir: "Ben kendimi bu alandan nasıl uzaklaştırabilir veya yeni bir alan inşa edebilirim?" Çünkü insanın kendisini ait olmadığı bir yerde yıllarca mahkûm etmesi ile kendisi için yeni bir yol açmaya çalışması aynı şey değildir.

İnsan Değişir ve Bu Bir Kusur Değildir

Hayatın içinde insan değişir. Bakış açısı dönüşür. Bir zamanlar çok istediğini düşündüğü şeyler artık aynı anlamı taşımayabilir. Bu kötü bir şey değildir. Bazen tam tersine, insanın kendisini keşfetmeye başladığının işaretidir. Çünkü insan emek verdikçe, yeni yönlerini tanımaya başlar. Ve her keşif, beraberinde yeni bir dönüşüm getirir.

Asıl problem ait hissedememek değildir. Asıl problem; kendini tamamen kaybetmek, olmadığı biri gibi yaşamak, özgürlük adı altında başkalarına zarar vermek ve kendi benliğini bastırmaktır. Çünkü sabit bir benlik yoktur. İnsan; sürekli öğrenen, dönüşen ve kendisini yeniden inşa eden bir varlıktır. Önemli olan, bu değişim yaşanırken kendimizi yok etmemektir. Başkalarını ezmemektir. Hayatın içinde kalabilmektir. Ve duygularımızı inkâr etmemektir.

Evet... Bazen yalnız hissedeceğiz. Bazen ağlayacağız. Bazen gücümüzün kalmadığını düşüneceğiz. Bunların hiçbiri insan olmaya aykırı değildir. Çünkü insan olmak, yalnızca güçlü hissetmekten ibaret değildir. Önemli olan, bütün bu duyguların içinden geçerken kendimizi tamamen kaybetmemektir.

Belki de insanın en büyük dönüşümü; önce kendisini tanıması, sonra kendisini kabul etmesi ve en sonunda insanların onu sevip sevmemesinden bağımsız olarak kendi benliğiyle yaşayabilmesidir. Çünkü gerçek özgürlük belki de tam burada başlar: "Ben artık kendimi kaybetmeden yaşamayı seçiyorum."

Bir sonraki adımı konuşmaya hazır mısınız?

Görüşme Talep Et