İnsan dünyaya geldiğinde boş bir sayfa değildir. Ailesinin, yaşadığı çevrenin ve deneyimlerinin içinde şekillenmeye başlar. Çocuklukta öğrendiğimiz birçok şeyi sorgulamadan kabul ederiz. Çünkü onları yalnızca bilgi olarak değil, aynı zamanda güven duygusuyla birlikte öğreniriz.
Ancak hayat yalnızca aileden ibaret değildir. Zamanla başka insanlarla, başka yaşam biçimleriyle ve başka bakış açılarıyla karşılaşırız. Okul, arkadaş çevresi, ilişkiler ve toplum; kim olduğumuza dair anlayışımızı yeniden şekillendirmeye başlar.
Tam da burada bir çatışma ortaya çıkar. Çünkü bazen ailemizin öğrettiklerinden farklı düşündüğümüzde, bazen de çevremizdeki insanlardan farklı yaşamak istediğimizde kendimizi ait değilmişiz gibi hissederiz. Oysa belki de yaşanan şey ait olmamak değildir. Belki de insan yalnızca öğreniyor, deneyimliyor ve kim olduğunu anlamaya çalışıyordur. Fakat çoğumuz deneyimlemeyi doğal bir sürecin parçası olarak öğrenmedik. Hata yapmanın, farklı düşünmenin veya yön değiştirmeye çalışmanın çoğu zaman bir bedeli olduğu öğretildi.
Bu yüzden hayatın içinde ilerlerken yalnızca kendimizi değil, bize sunulan doğruları da taşımaya devam ediyoruz. Öğretmenler, aile, ilişkiler, arkadaş çevresi, toplum ve başarı kavramına yüklenen anlamlar; daha biz kendimizi tanımadan önce bize neyin doğru olduğunu anlatmaya başlıyor.
Belki de bu yüzden birçok insan, gerçekten isteyip istemediğini bilmeden bazı hayatların içinde yaşamaya devam ediyor. Ve bir noktada insanın içinde sessiz bir soru beliriyor:
"Ben ne yapıyorum?"
Şikâyet çoğu zaman burada başlıyor. Fakat sorun her zaman hayatın zor olması olmayabilir. Bazen insan, en başından beri gerçekten istemediği bir hayatın içinde yaşamaya devam ediyordur. Sadece onu istediğini sanmıştır.
Belki de en büyük problemlerimizden biri, alıştığımız şeylerle gerçekten istediğimiz şeyleri birbirine karıştırmamızdır. Çünkü çoğumuz ne istediğimizi keşfetmeyi değil, bize sunulan seçenekler arasında uyum sağlamayı öğrendik. Özgürlüğü de çoğu zaman baskının tamamen ortadan kalkması olarak değil, yalnızca baskının azalması olarak tanımladık.
Peki insan gerçekten özgür müdür? Yoksa fark etmediği sınırların içinde yaşamaya devam ettiği için kendisini özgür sanıyor olabilir mi?
Belki de birçok insan bunun farkında bile değildir. Çünkü insan uyum sağlayabilen bir canlıdır. Acıya uyum sağlar. Alışkanlıklara uyum sağlar. Hatta bazen kendisini küçülttüğü alanlara bile uyum sağlar.
Bu nedenle insanın zaman zaman kendisine bazı sorular sorması gerekir:
- "Ben şu anda hangi koşullara uyum sağladım?"
- "Bunu gerçekten istiyor muyum?"
- "Ben gerçekten ait olduğum yerde miyim?"
- "Yoksa sadece alıştığım yerde mi yaşamaya devam ediyorum?"
Belki de insan her zaman kendini küçülttüğü yerde kalmıyordur. Bazen yalnızca, başka türlü yaşamanın mümkün olabileceğini hiç düşünmemiştir.
Ve belki de özgürlük; her şeyi geride bırakmak değil, önce hangi hayatın gerçekten bize ait olduğunu dürüstçe sorgulayabilme cesaretidir.